Kütüb-i Sitte hadisleri 520-540

520 – Yine İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Ensar’dan bir zat Müslüman olmuştu, sonratekrar irtidat edip müşriklerin yanına gitti. Bilahere yaptığından pişman olup, kabilesine: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a sorun, benim için tevbe imkânı var mı?” diye haber saldı. Kavmi de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek: “Onun için tevbe etme şansı var mı?” diye sordular. Bunun üzerine şu âyet indi: “İnandıktan, Peygamberin hak olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkâr eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez. İşte bunların cezası, Allah’ın meleklerin, insanların hepsinin lânetine uğramalarıdır. Orada temellidirler; onlardan azâb hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez. Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnâdır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder” (Âl-i İmrân, 86-89). Ayeti ona gönderdi. O da Müslüman oldu.”

Nesâî, Tahrimû’d-Dem 15, (7, 107).

521 – Behz İbnu Hakim babası ve ceddi tarikiyle anlattığına göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz” (Âl-i İmrân, 110) ayeti hakkında şunu söylediğini işitti: “Siz yetmiş ümmeti yetmişe tamamlayan sonuncu ümmetsiniz. Siz onların en hayırlısı ve Allah yanında en değerli olanısınız.”

Tirmizî, Tefsir, Âl-i İmrân (3004); İbnu Mâce, Zühd 34, (4288).

522 – İbnu Abbas (radıyallahu anhüma): “Rabb’e kul olun (kûnû Rabbâniyyin)” (Âl-i İmran, 79) ayetiyle “Hakimler, fakihler olun” denmek istenmiştir” buyurmuştur.

Buhari, bu hadisi bab başlığında kaydetmiştir (ilm 10).

523 – Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Şu âyet bizim hakkımızda indi: “O zaman içinizden iki zümre za’f göster(mek iste)mişdi. Halbuki onların yardımcısı Allah’tı. Mü’minler ancak Allah’a güvenip dayanmalılar.” (Âl-i İmrân, 122) Hz. Câbir devamla şu açıklamayı yaptı: “Biz iki zümreydik: Bir zümre Benû Hârise, diğeri Benû Seleme. Ayette: “Allah onların yardımcısıdır” dendiği için bu ayet hakkımızda inmemiş olsaydı sevinmezdim.”

Buhari, Megâzi 18, Tefsir, Al-i İmran 8; Müslim, Fedailu’s-Sahabe 171, (2505).

524 – İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Safvân İbnu Umeyye, Süheyl İbnu Amr ve el-Hâris İbnu Hişâm’a beddua ediyordu. Bunun üzerine şu ayet indi: “Allah’ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur; çünkü onlar zalimlerdir” (Âl-i İmran, 128).

Buhari, Megazi 21, Tefsir, Al-i İmran 9; Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3007, 3008); Nesâî, Salat 121, (2, 203).

525 – Tirmizi’de geldiği üzere Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Uhud günü şöyle demiştir: “Ey Allahım, Ebu Süfyan’a lânet et! Ey Allah’ım, el-Hâris İbnu Hişâm’a ln İbnu Umeyye’ye lânet et!” Bunun üzerine: “Allah’ın onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur. Çünkü onlar zâlimlerdir” (Âl-i İmrân, 128) mealindeki ayet indi.

Tirmizî, Tefsir, Âl-i İmrân (3007).

526 – Nesâî’de geldiğine göre, İbnu Ömer, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in sabah namazında başını sonuncu rekatta kaldırdığı sırada “Ey Rabbim… lanet” diye aynen yukarıdaki hadiste muhtevayı işittiğini söylemiştir.

Nesâî, Salât 121, (2, 203).

527 – İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ): “Hiçbir peygamber ganimete ve millet malına hıyânet yaraşmaz” (Âl-i İmran, 161) ayeti, Bedir savaşı sırasında kaybolan kırmızı renkli bir kadife parçası hakkında nazil olmuştu. Cemaatten bazısı “Belki de Hz. Peygamber almıştır” demişti ki bunun üzerine yukarıdaki âyet nazil oldu.”

Ebu Dâvud, el-Huruf ve’l-Kırâat 1,(3971); Tirmizi, Tefsir, Âl-i İmrân (3012).

528 – İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashabına şöyle dedi: “Uhud’da şehid olan kardeşleriniz var ya! allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve Arşın gölgesine asılmış altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehidler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler cennette dirileriz, rızıklanıyoruz? Bu haber gitmeli ki onlar cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar!”

Allah Teâla onlara cevaben:

“Sizin haberinizi ben duyuracağım” buyurdu ve şu âyeti indirdi: “Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın bilakis onlar Rableri katında diridirler. Allah’ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kenidlerine ulaşmayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler” (Âl-i İmrân, 169).

Ebu Dâvud, Cihâd 27, (2520).

529 – Yine İbnu Abbas (radıyallahu anlümâ): “Halk onlara “Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun” dediler. Bu, onların imanını artırdı da: “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir” dediler” (Al-i İmran 173). ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: “Bunu İbrahim (aleyhisselâm) ateşe atıldığı esnada söyledi, keza aynı şeyi Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), halk kendisine: “İnsanlar size karşı toplandılar” dediği zaman söyledi.

Buhari, Tefsir, Âl-i İmrân, 13.

530 – Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında bir kısım münâfıklar, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gazveye çıktığı vakit ondan ayrılıp geri kalırlar ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a muhalefet edip kaldıkları için rahatlarlar, sevinirlerdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine’ye dönünce de gelip andlar, yeminler içerek özürler beyan ederlerdi. Bir de isterlerdi ki, yapmadıkları şeylere övgüye, madh’u senaya mazhar olsunlar. Onların bu hali ile ilgili olarak şu âyet nazil oldu: “Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın sakın onların azabtan kurtulacaklarını sanma, elem verici azab onlaradır” (Âl-i İmrân, 188).

Buhari, Tefsir, Al-i İmran 16, (6, 51); Müslim, Sıfatu’l-Münafikin 7, (2777).

531 – Humeyd İbnu Abdirrahman İbni Avf anlatıyor: Emevi halifesi Mervân kapıcısına: “Ey Râfi! İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)’a git ve de ki: “Eğer bizden herkes, ettiği ile sevinmesinden ve yapmadığı şeyle de övülmekten hoşlanmasından dolayı azab görecekse, toptan hep azâba maruz kalacağız demektir.”

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) kendisine bu söylenince şöyle dedi: “O ayetten size ne? O âyet, Ehl-i Kitap hakkında inmiştir.” Sonra şu âyeti okudu: “Allah kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp, az bir değere değiştiler. Alış-verişleri ne kötüdür. Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın sakın onların azaptan kurtulacaklarını sanma, elem verici azab onlaradır.” (Âl-i İmrân, 187-188).

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) sözüne devam ederek şu açıklamayı yaptı: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara bir husus sordu, gerçeği gizleyip, değişik şekilde yanlış cevap verdiler. Üstelik kendilerine sorduğu hususa verdikleri cevap sebebiyle medhedilmeyi beklediklerini de iş’âr ettiler. Ayrıca sorulan şeyi ona gizlemiş olmalarına da sevindiler.”

Buhari, Tefsir, Al-i imran 16 (6, 51); Müslim, Sıfatu’l-Münafıkin 8, (2778); Tirmizi, Tefsir, Al-i İmran (3018).

532 – İbnu Abbas (radıyallahu anhüma): “İster, amelce iyi, müttaki, isterse amelce kötü, facir kişi olsun, ölüm herkes hakkında hayırlıdır” buyurduktan sonra şu ayeti okudu: “İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz muhletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Alçaltıcı azab onlaradır, (Âl-i İmran, 178). Sonra da şu ayeti okudu: “Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah katından ziyafetler bulunan, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler iyi olanlar için daha hayırlıdır” (Âl-i İmran, 198).

Rezin kaydetmiş fakat, kaynak vermemiştir. Ancak bunu Hâkim, el-Müstedrek’te (2, 298) tahric eder.

533 – Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, Allahu Teâla’nın kadınları hicretle ilgili olarak zikrettiğini hiç işitmiyorum, niçin? diye sordum.

Bu sorum üzerine şu âyet indi: “Rableri dualarını kabul etti: Bir birinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun iş yapanın işini boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkanların, yolumda ezâya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katında bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır.” (Âl-i İmrân, 195).

Tirmizi, Nisa, (3026).

NİSA SURESİ

534 – Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Bir adamın yanında yetime bir kız vardı. Onu kendisine nikâhladı. Kızın meyve veren bir hurma ağacı vardı. Kız, o hurma ağacında olsun, adamın başka malında olsun ona artaktı. Adam kızı kendisi için tutuyor, kıza kendisinden (mehir olarak) bir şey vermiyordu. Bunun üzerine şu âyet indi: “Eğer velisi olduğunuz mal sâhibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz…” (Nisa, 3),

Buhârî, Vesaya 21, Tefsir, Nisa 1, 23, Nikâh 1, 16, 19, 37; Hiyel 8; Müslim, Tefsir 6, 3018; Ebu Davud, Nikâh 13, 2068; Nesâî, Nikâh 66 (6, 115, 116).

535 – Bir rivayette hadis şöyledir: “Yetime kız velisinin terbiyesindedir. Velisi, kızın güzelliğine ve malına tamâh etmekte (evlenmek istemekte)dir. Ancak mehrini tam değil, eksik vermeyi düşünmektedir. Böyle veliler, yetimlere, mehri hususunda adaletli davranmadıkça, yetimle evlenmeleri yasaklanmış, başka kadınlarla evlenmeleri emredilmiştir.”

536 – Bir diğer rivayette, Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şöyle demektedir: “Cenâb-ı Hakk’ın şu ayette: “Ey Muhammed! Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: Bu fetva kendilerine yazılan şeyi vermediğiniz ve kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitab’ta size okunandır..” (Nisa 127) ayetinde atıfta bulunan bahis, önceki ayettir ki orada şöyle denmektedir: “Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, iç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.”

Hz. Aişe (radıyallahu anha) devamla şunu söyledi: “Sonraki ayette yani, “…kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara…” (Nisa, 127) ifadesinin geçtiği ayette, Cenab-ı Hakk’ın mevzubahis ettiği arzu, kişinin terbiyesi altında bulunan yetimenin malı ve güzelliği az olması halındeki arzudur. Bu durumda onunla evlenmek istememektedir.

537 – Bir başka rivayette “Ey Muhammed! Kadınlar hakkında senden fetva isterler…” (Nisa 127) ayeti ile ilgili Hz. Aişe şu açıklamayı yapar: “Burada sözkonusu edilen, kişinin terbiyesi altında bulunan vemalından kendisine ortak olan yetime kızdır. Adam bu yetime ile evlenmeyi düşünmediği gibi, başkasıyla evlendirip, yabancıyı malına ortak kılmak da istememekte, yetimeyi ortada tutmaktadır. Cenâb-ı Hakk, mezkur ayetle bu durumu yasaklamaktadır.”

Ebu Dâvud merhum şu ilavede bulunur: Rebî’a, Cenâb-ı Hakk’ın “Eğer velisi olduğunuz mâl sahibi yetim kızlarla evlenmekte onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız…” sözü hakkında şu açıklamayı yaptı: “Burada Allah Teâla şunu söylüyor: “Korkuyorsanız bu yetimeleri serbest bırakın, (arada tutmayın), ben size dört tanesini helal kıldım.”

538 – Yine Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) “Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin, onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin, büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin…” (Nisa, 6), ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: “Bu âyet, yetime bakan velinin fakir olması halinde, bakım hizmetine mukabil, yetimin malından uygun şekilde yiyebileceğini beyân için nâzil olmuştur.”

Bir başka rivayette şöyle denir: “Velî, muhtaçsa, çocuğun malından, malın miktarına göre uygun şekilde alır.”

Buhârî, Büyû 95, Vesâya 23, Tefsir, Nisa 2; Müslim, Tefsir 10, 3019.

539 – İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ), “Taksimde yakınlar yetimler ve düşkünler bulunursa, ondan onlara da verin, güzel sözler söyleyin” (Nisa, 8) ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: “Bu ayet muhkemdir ve mensuh da değildir. Bazıları bunun mensuh olduğunu zanneder. Hayır, Allah’a kasem olsun mensuh değildir. Ancak, bu ayet halkın hükmüyle amel etmemek suretiyle kadrini idrak edemediği ayetlerdendir. Terekede tavarrufta bulunan ve tereke ile ilgili işleri üzerine alan veli iki kısımdır:

1. Mala varis olan mutavarrıf veli, (mesela asabe gibi). İşte bu veli (taksim sırasında hazır bulunan yakınlara, yetimlere ve düşkünlere onların gönüllerini hoş edecek birşeyler) verir.

2. Mala varis olmayan veli (yetimin velisi gibi ki taksimde hayır bulunanlara maldan bağışta bulunmak gibi tasarrufta bulunamaz. Onlara bazı) tatlı sözü bu veli söyler. Mesela şöyle de: Benim, sizlere birşeyler verme yetkim yok.”

Buhari, Vesâya 18, Tefsir, Nisa 3.


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.